Arı kovanı düzenin, çalışmanın ve ortak hedef doğrultusunda üretmenin en güçlü ve kadim sembollerinden biri olarak süregelmiştir. Kovandaki her hareketin bir amacı, her emeğin bir karşılığı vardır. Ortaya çıkan bu uyum birlikte üretmenin ötesinde sürekliliği, verimliliği ve gelişimi de mümkün kılmaktadır. İnovasyon da benzer şekilde rastlantısal bir yenilikten çok daha fazlasını ifade etmektedir. Temelde doğru fikirlerin, doğru süreçler ve doğru kaynaklarla bir araya gelerek değere dönüşmesini sağlamaktadır. Tıpkı doğru polenin kovanda anlamlı ve kıymetli bir çıktıya dönüşmesi gibi inovasyon da doğru şekilde işlendiğinde kurumları bulunduğu konumun ötesine taşımaktadır. Hatta nasıl ki bazı kovanlar ortaya koydukları üretimle diğerlerinden ayrışıyorsa, bazı kurumlar da inovasyonu iş yapış biçimlerinin merkezine alarak fark yaratmaktadır.
Bee Advise Danışmanlık olarak bu yazımızda fark yaratan kurumların temel yapı taşlarından biri olan inovasyonun ne olduğunu, nasıl sınıflandırıldığını ve devlet destekleri içindeki rolünü ele alıyor olacağız.
İnovasyon Nedir?
OECD ve Eurostat tarafından yayımlanan Oslo Kılavuzu’na göre inovasyon “yeni veya önemli ölçüde iyileştirilmiş bir ürünün (mal veya hizmet), sürecin, pazarlama yönteminin ya da organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.” Bu tanım nezdinde inovasyon, temelde mevcut olanı farklı bir bakış açısıyla ele alarak geliştirmek ve bu gelişimi somut çıktılara dönüştürmek sürecidir. Bu yönüyle inovasyon sadece teknolojiyle sınırlı olmayan, iş yapış biçimlerinden müşteri deneyimine kadar geniş bir alanı kapsayan bütüncül bir yaklaşımdır.
İnovasyonu anlamanın en sade yollarından biri, tekrar arı kovanına bakmaktır. Kovanda hiçbir üretim tesadüfi değildir. Arılar, çevreden topladıkları poleni gelişi güzel kullanmamakta; onu işlemekte, dönüştürmekte ve ortaya bal gibi değerli bir ürün çıkarmaktadır. Üstelik bunu yaparken sürekli daha verimli yollar bulmakta, çevre koşullarına uyum sağlamaktadırlar. Bir fikrin ham hali, tıpkı toplanan polen gibidir. Tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Ancak doğru şekilde işlendiğinde, doğru süreçlerden geçtiğinde ve doğru yapı içinde değerlendirildiğinde değerli bir çıktıya dönüşmektedir.
Örneğin bir kurumun karşılaştığı bir sorunu ele alalım. Bu soruna alışılmış yöntemlerle yaklaşmak yerine daha pratik daha hızlı veya daha etkili bir çözüm geliştirmek inovasyondur. Bu çözüm bazen küçük bir iyileştirme olabilmekte, bazen de iş yapış biçimini tamamen değiştirebilmektedir. Ancak her durumda ortak nokta, ortaya çıkan sonucun daha fazla değer üretmesidir.
Peki inovasyon her zaman tamamen “yeni” olan mıdır? Aslında çoğu zaman hayır. İnovasyon, çoğu durumda var olan bir çözümün daha iyi hale getirilmesidir. Örneğin yıllardır kullanılan bir hizmetin dijital ortama taşınması, sürecin hızlandırılması ya da kullanıcı deneyiminin iyileştirilmesi sıfırdan bir icat olmasa da güçlü bir inovasyon örneğidir. Burada önemli olan yeniliğin derecesinden çok, sağladığı faydadır.
İçinde bulunduğumuz çağ da inovasyonun şeklini doğrudan etkilemektedir. Dijitalleşme, veri kullanımı ve hız beklentisi kurumları daha çevik daha esnek ve daha kullanıcı odaklı çözümler üretmeye zorlamaktadır. Geçmişte uzun sürede geliştirilen çözümler, bugün çok daha kısa sürede hayata geçirilmekte; bu da inovasyonu bir tercih olmaktan çıkarıp bir gereklilik haline getirmektedir.
Arı kovanında olduğu gibi burada da önemli olan sadece çalışmaktan ziyade doğru şekilde, uyum içinde ve sürekli gelişerek çalışmaktır. İnovasyon, bu yaklaşımın iş dünyasındaki karşılığıdır. İnovasyon karmaşık bir kavram gibi görünse de özünde oldukça sade bir fikre dayanmaktadır; daha iyiye ulaşmanın yeni yollarını bulmak ve bu yolları hayata geçirmek.
İnovasyon Nasıl Sınıflandırılır?
İnovasyonun daha sistematik bir şekilde anlaşılabilmesi için OECD ve Eurostat tarafından yayımlanan Oslo Kılavuzu, inovasyonu dört temel başlık altında sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırma ile bu inovasyon mu sorusuna verilecek cevaplar daha net bir zeminde karşılık bulabilmekte ve ölçülebilmektedir.
İnovasyon türleri;
1- Ürün İnovasyonu
Yeni veya önemli ölçüde iyileştirilmiş bir mal veya hizmet geliştirmek ürün inovasyonu olarak nitelendirilmiştir. Burada amaç, kullanıcıya sunulan değeri doğrudan artırmaktır. Yine somutlaştırmak gerekirse bir arı kovanında, toplanan polenden daha besleyici ve dayanıklı bir bal üretmek için farklı bir işleme yöntemi geliştirmek, ürün inovasyonuna benzetilebilir. Örneğin bir beyaz eşya üreticisinin, daha az enerji tüketen ve uzaktan kontrol edilebilen akıllı bir çamaşır makinesi geliştirmesi ürün inovasyonudur. Aynı şekilde bir yazılım şirketinin kullanıcı deneyimini iyileştirerek daha hızlı ve sade bir arayüz sunması da bu kapsama girmektedir.
2- Süreç İnovasyonu
Bir ürünün üretiminde veya bir hizmetin sunumunda kullanılan yöntemleri geliştirmek süreç inovasyonudur. Bu inovasyon türünde amaç daha verimli, daha hızlı ve daha düşük maliyetli üretim yapmak şeklinde kategorize edilebilir. Arı kovanında arıların polen toplama ve işleme süreçlerini daha organize ve hızlı hale getirmesi nasıl üretim verimliliğini artırmak ise işletmelerde de süreçlerin iyileştirilmesi aynı etkiyi yaratmaktadır. Örneğin bir lojistik şirketinin rota optimizasyon yazılımları kullanarak teslimat sürelerini kısaltması veya bir fabrikanın üretim hattını otomasyon sistemleriyle dönüştürmesi süreç inovasyonudur. Özellikle günümüzde bu inovasyonunun çevresel sürdürülebilirlikle şekillendiğini söylemek mümkündür. Çağımız sürdürülebilir prosesleri zorunlu kılarak süreç inovasyonunu teşvik etmektedir.
3- Pazarlama İnovasyonu
Ürün veya hizmetin sunumunda tanıtımında veya konumlandırılmasında yenilik yapmak pazarlama inovasyonu olarak tanımlanabilmektedir. Müşteriyle daha güçlü bir bağ kurmak ve değeri daha etkili sunmak amaçlanmaktadır. Bir kovanın ürettiği balın, diğerlerinden farklı olarak daha dikkat çekici ve tercih edilir hale gelmesi nasıl onu öne çıkarıyorsa işletmelerde de pazarlama yöntemlerinin yenilenmesi benzer şekilde fark yaratmaktadır. Örneğin bir e-ticaret platformunun kullanıcıların geçmiş davranışlarına göre kişiselleştirilmiş ürün önerileri sunması ya da abonelik modeliyle satış yapmaya başlaması pazarlama inovasyonudur. Özellikle rekabetin arttığı günümüzde bu inovasyona yatırım yapan şirketler sektörde fark yaratmaktadır.
4- Organizasyonel İnovasyon
Organizasyonel inovasyon iş yapış biçimlerinde, organizasyon yapısında veya yönetim süreçlerinde yenilik yapmaktır. Amaç, daha verimli, daha esnek ve daha uyumlu bir yapı oluşturmaktır. Arı kovanında görev dağılımının değişen koşullara göre yeniden düzenlenmesi nasıl kovanın sürdürülebilirliğini sağlamak ise işletmelerde de organizasyonel yapıların geliştirilmesi aynı şekilde kurumsal gücü artırmaktadır. Örneğin bir şirketin proje bazlı çevik (agile) çalışma modeline geçmesi, departmanlar arası iş birliğini artıracak yeni bir yapı kurması veya uzaktan çalışma sistemlerini kalıcı hale getirmesi organizasyonel inovasyondur.
Toparlamak gerekirse Oslo Kılavuzu’na göre bu sınıflandırma, inovasyonun yalnızca ortaya çıkan sonuçtan ibaret olmadığını ürünün kendisinden üretim sürecine, pazarlamadan organizasyon yapısına kadar geniş bir alanı kapsadığını göstermektedir. Bu da inovasyonun, kurumların tüm işleyişine yayılan stratejik bir yaklaşım olduğunu ortaya koymaktadır.
Devlet Desteklerinde İnovasyonun Yeri ve Önemi
Devlet destekleri perspektifinden bakıldığında inovasyonun yalnızca teorik bir kavram olmadığı, birçok programda doğrudan ya da dolaylı şekilde değerlendirme zemini oluşturduğu görülmektedir. Bununla birlikte burada dikkat edilmesi gereken temel husus, inovasyonun çoğu destek mekanizmasında tek başına yeterli bir unsur olmamasıdır. İnovatif yönü güçlü olan bir projenin aynı zamanda uygulanabilir, ekonomik karşılığı olan, çıktı üretme potansiyeli taşıyan ve programın hedefleriyle örtüşen bir yapıda olması beklenmektedir. Dolayısıyla devlet desteklerinde esas olan yalnızca yenilik iddiası değil, bu yeniliğin somut faydaya, ölçülebilir etkiye ve sürdürülebilir bir sonuca dönüşebilmesidir.
TÜBİTAK tarafında bu yaklaşım oldukça nettir. Özellikle TEYDEB çatısı altında yürütülen amiral gemisi diye tabir edilen 1501 ve 1507 programlarında destek mantığı, proje esaslı araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilikçilik faaliyetleri üzerine kurulmaktadır. TÜBİTAK’ın ilgili program metinlerinde yenilik bir fikri geliştirilmiş, iyileştirilmiş ya da yeni ve satılabilir bir ürüne veya sürece dönüştürmeye yönelik faaliyetler bütünü olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle uygulamada TÜBİTAK desteklerinde özellikle ürün inovasyonu ile süreç inovasyonunun daha güçlü bir karşılık bulduğu söylenebilmektedir. Başka bir ifadeyle, pazarlama inovasyonu ve organizasyonel inovasyon Oslo Kılavuzu çerçevesinde inovasyonun parçası olsa da TEYDEB odaklı başvurularda tek başına belirleyici bir dayanak oluşturmaktan ziyade çoğunlukla projenin tamamlayıcı unsurları olarak kalmaktadır. Yani TÜBİTAK nezdinde inovasyon önemsenmektedir; ancak bu inovasyonun teknik derinlik, Ar-Ge niteliği ve ticarileşme potansiyeli ile sunulması gerekmektedir.
TÜBİTAK özelinde değerlendirildiğinde, 1832 Sanayide Yeşil Dönüşüm Çağrısı da inovasyonun güncel yönünü göstermesi açısından dikkat çekmektedir. Bu çağrı kapsamında yalnızca yeni ürün geliştirmek değil, çevresel sürdürülebilirlik odağında süreçlerin dönüştürülmesi, kaynak verimliliğinin artırılması ve karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik yenilikçi uygulamalar ön plana çıkmaktadır. Bu yönüyle 1832 programı, klasik anlamda ürün inovasyonunun ötesine geçerek özellikle süreç inovasyonunu ve sürdürülebilirlik temelli dönüşümü teşvik etmektedir. Aynı zamanda firmaların mevcut üretim yapılarını daha çevreci, daha verimli ve daha rekabetçi hale getirmesini hedefleyerek inovasyonu doğrudan küresel dönüşüm dinamikleriyle ilişkilendirmektedir.
KOSGEB tarafına gelindiğinde ise inovasyonun daha işletme odaklı ve çok boyutlu bir çerçevede ele alındığı görülmektedir. Kapasite Geliştirme Destek Programı KOBİ’lerin verimliliğini, dayanıklılığını, üretimini, pazar büyüklüğünü ve kurumsal kapasitesini artırmayı amaçlamaktadır. Bu yapı, doğrudan ürün ve süreç inovasyonunu öne çıkarmaktadır. Çünkü kapasite artışı, teknoloji yatırımı, üretim kabiliyeti ve verimlilik artışı çoğu zaman bu iki inovasyon türü üzerinden somutlaşmaktadır. Bununla birlikte programın pazar büyüklüğü ve kurumsal kapasite vurgusu, pazarlama inovasyonu ile organizasyonel inovasyonun da tamamen dışarıda bırakılmadığını göstermektedir. Özellikle yeni pazarlara açılma, rekabet gücünü artırma ve işletme yapısını güçlendirme hedefleri dikkate alındığında, KOSGEB’in inovasyonu yalnızca teknik çıktı üzerinden değil, işletmenin ölçeklenme ve güçlenme kapasitesi üzerinden de değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
KOSGEB bakımından ayrıca küresel rekabetçilik perspektifinin de önemli bir yer tuttuğunu belirtmek gerekmektedir. Kurumun Küresel Rekabetçilik Destek Programı, işletmelerin küresel rekabet ortamında daha dayanıklı hale gelmesini, rekabet avantajı elde etmesini, yenilikçi ürünler geliştirmesini, inovasyon faaliyetleriyle geliştirilen ürünleri üretmesini ve ticarileştirmesini, üretim süreçlerini optimize etmesini, yeni teknolojileri daha etkin kullanmasını ve küresel pazarlarda yer almasını hedeflemektedir. Bu yönüyle KOSGEB, yalnızca işletme içi kapasite artışını değil inovasyonun ulusal sınırların ötesinde rekabet avantajına dönüşmesini de desteklemektedir. Böylece ürün ve süreç inovasyonu kadar, küresel pazara açılma iradesi ve rekabetçi konumlanma da destek mekanizmasının önemli bir parçası haline gelmektedir.
Öte yandan KOSGEB’in istihdama yönelik güncel destek yaklaşımı, organizasyonel inovasyon bakımından ayrıca dikkat çekicidir. İstihdamı Koruma Destek Programında temel amaç, imalat sanayinde istihdamın korunması ve artırılması olarak tanımlanmıştır. İlk bakışta bu destek klasik anlamda bir inovasyon desteği gibi görünmese de işletmenin insan kaynağını koruyarak üretim düzenini, görev dağılımını ve operasyonel sürekliliğini yeniden kurgulamasına alan açması bakımından organizasyonel inovasyonla yakın ilişki kurmaktadır. Nitekim günümüz iş dünyasında kurumsal dayanıklılık, yalnızca yeni ürün geliştirmekle değil, insan kaynağını ve işleyiş modelini doğru yapılandırmakla da mümkün olmaktadır. Bu nedenle KOSGEB’in bazı yeni finansman ve destek araçlarında organizasyonel kapasite ile istihdam yapısının da stratejik bir unsur olarak öne çıktığı söylenebilmektedir.
Ticaret Bakanlığı cephesinde ise inovasyonun özellikle pazarlama boyutu daha görünür hale gelmektedir. Bakanlığın ihracat destekleri içerisinde yer alan tanıtım, reklam, pazarlama, marka, yurt dışı pazar araştırması ve benzeri mekanizmalar; firmaların yalnızca ürün üretmesini değil, o ürünü doğru pazarda, doğru dil ile ve güçlü bir marka kurgusuyla konumlandırmasını desteklemektedir. Bu yönüyle Ticaret Bakanlığı destekleri, pazarlama inovasyonunun devlet destekleri içindeki en somut yansımalarından birini oluşturmaktadır. Çünkü günümüz rekabetinde fark yaratmak yalnızca iyi bir ürün geliştirmekle sınırlı kalmamakta o ürünün görünürlüğünü artırmak, hedef pazara uygun şekilde anlatmak ve marka değerini güçlendirmek de en az ürünün kendisi kadar önem taşımaktadır.
AB projeleri bakımından değerlendirildiğinde ise inovasyonun daha uluslararası, ölçeklenebilir ve iş birliğine açık bir çerçevede ele alındığı görülmektedir. Özellikle Horizon Europe programı, araştırma ve inovasyonu birlikte konumlandırmakta; Avrupa İnovasyon Konseyi (EIC) ise yeni pazar oluşturma ya da mevcut pazarı dönüştürme potansiyeli taşıyan yenilikçi ürün, hizmet ve iş modellerine odaklanmaktadır. Bu yönüyle AB projelerinde yalnızca teknik yenilik değil, yeniliğin ticarileşme kapasitesi, uluslararasılaşma potansiyeli ve büyüme etkisi de önemsenmektedir. Avrupa inovasyon ekosistemlerini güçlendirmeye yönelik yapılar ve bölgeler arası yatırımı hedefleyen araçlar, kurumların sadece ürün ve süreç inovasyonlarıyla değil, iş birliği modelleri, kapasite gelişimi ve pazara erişim stratejileriyle de öne çıkmasını mümkün kılmaktadır. Dolayısıyla AB projelerinde inovasyon, çoğu zaman tek bir çıktıya indirgenmemekte teknoloji, iş modeli, ölçeklenme ve uluslararası etkiyi birlikte içeren daha bütüncül bir değer önerisi olarak ele alınmaktadır.
Özetle devlet desteklerinde inovasyon, yalnızca bir yenilik unsuru değildir. Projenin uygulanabilirliğini, rekabet gücünü ve sürdürülebilir değer üretme kapasitesini güçlendiren stratejik bir bileşen olarak öne çıkmaktadır. Ancak her destek mekanizmasının inovasyona aynı yerden bakmadığı unutulmamalıdır. Şirketlerin yalnızca yenilikçi fikirler üretmesi değil, bu fikirleri doğru destek programı ile eşleştirmesi de kritik önem taşımaktadır. Bee Advise Danışmanlık olarak biz de tam bu noktada, kurumların inovasyon potansiyelini doğru analiz ederek en uygun destek mekanizmalarıyla buluşturmanın, fark yaratan sonuçlara ulaşmanın en güçlü yollarından biri olduğuna inanıyoruz.



